2009 Monovalan Influenza A (H1N1) aşıları üzerine
Nisan 2009’da ilk kez gözlenen domuz gribi [influenza A (H1N1)] vakalarının, bazen ölümcül olabilen pandemik özellik kazanmasının ardından büyük bir salgını önlemek amacıyla, geçtiğimiz son altı aylık dönemde domuz gribi aşısının geliştirilmesi ve üretilmesi konusunda büyük bir yarış yaşandı. Bu bağlamda, çeşitli ülkeler ve ilaç firmaları tarafından üretilen domuz gribi aşıları, başta ABD ve Avrupa ülkelerinde olmak üzere ülkemizde de uygulanmaya başladı.
Ancak acele bir şekilde, oldukça kısa bir süre içerisinde hazırlanarak piyasaya sürülen bu aşıların güvenliliği konusu, öncelikle bilim insanları ve sağlıkçılar arasında bir tartışmaya yol açtı. Aşıların güvenliliği konusuna şüpheli yaklaşanlar aşılamaya karşı çıkarken, yan etkilerin zaten diğer birçok aşıda var olan bir sorun olduğunu ve aşıların gerçekten önemli bir yan etkisinin olup olmadığını anlayabilmek için en az iki ya da üç milyon insanın aşılanmasının beklenmesi gerektiğini vurgulayanlar ise bir an önce aşılamaya başlanmasını savunmaktaydı. Özellikle, bu aşıların yol açabileceği yan etkilerin domuz gribinden daha tehlikeli olabileceğine ve eğer virüs değişikliğe uğrarsa aşının etkisinin de yetersiz kalabileceğine ilişkin yorumların geniş boyutlarda basına yansımasının bir sonucu olarak bu durum, toplumda bir kavram kargaşasına yol açarak büyük bir endişe ve şaşkınlık kaynağı oldu. Bu yazımda, aşılarla ilgili ve özellikle kavramsal olarak bazı konulara açıklama getirmek istiyorum. Böylece tartışmanın daha sağlıklı bir platforma oturtulabileceğine inanıyorum.
Aşılar başlıca üç önemli madde içerirler. Bunlardan birisi, “antijen” denilen ve vücutta esas bağışıklığı sağlayacak olan virüsün parçasını içeren kısımdır. İkinci madde “adjuvan” denilen ve aşının bağışıklık yapma gücünü artıran bir maddedir. ABD’de tek dozluk aşılarda adjuvana izin verilmemektedir. Her ne kadar adjuvanın çok ender de olsa alerjik reaksiyonlara ve bazı romatolojik hastalıklar gibi istenmeyen bazı yan etkilere yol açtığı öne sürülmekteyse de, bu iddialar bilimsel olarak kanıtlanmış değildir. Aşıların içeriğinde bulunan üçüncü madde ise “tiyomersal” veya “thimerosal”dır. Tiyomersal, bakteri ve diğer mikropların üremesini önlemek amacıyla aşıların içinde eser olarak bulunan, cıva içerikli koruyucu bir maddedir. Genellikle aynı anda çok sayıda çocuğun aşılanabilmesi için hazırlanan çoklu-doz aşıların içinde bulunur.
Bugün için Türkiye’de ruhsatlı iki aşı bulunmaktadır: Fosetria (Novartis) ve Pandemrix (GlaxoSmithKlein). Sağlık Bakanlığı’nca ithal edildiği söylenen aşıların bunlar mı yoksa farklı mı olduğuna ilişkin sağlıklı bir bilgiye henüz rastlanamamıştır. Diğer taraftan, ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) dört firmanın aşısına onay vermiştir. Bu firmalar; MedImmune LLC, CSL Limited, Novartis Vaccines and Diagnostics Limited ve Sanofi Pasteur’dür. İntramüsküler olarak uygulanan ürünlerin tek dozluk kullanıma hazır enjektörleri yanında çoklu-doz flakonları da bulunmaktadır. Çoklu-doz ürünler koruyucu olarak 25 µg/0.5 mL cıva içermektedirler.
ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü’nün (National Institute of Health-NIH) elde ettiği sonuçlar; adjuvan içermeyen 15 µg dozların, aşılamadan 8-10 gün sonra 10-17 yaş aralığındaki çocukların çoğunda, koruyucu olması beklenen immün bir cevap oluşturduğunu göstermektedir. Daha küçük çocukların ise en az 21 gün arayla iki ayrı doza gereksinimleri vardır. Altı aydan küçük infantların ise influenza aşısı için çok genç oldukları vurgulanmaktadır.
Bugüne kadar domuz gribi aşılarının kullanımı ile ilgili elde edilen aşağıdaki veriler, konuyla ilgili önemli noktalara ışık tutacak niteliktedir:
*2009-2010 sezonu için hazırlanan ABD’deki tüm influenza aşı preparatları residüel yumurta proteinleri içermekte ve hiçbiri adjuvan içermemektedir. Ülkemizdeki ürünlerde ise adjuvan vardır.
*İnfluenza A (H1N1) monovalan aşısı 6 aylıktan 9 yaşa kadar olan çocuklara 4 hafta arayla 2 doz uygulanmalıdır; 10 yaş veya daha büyükler için bir doz yeterlidir.